Duyuru

Çöküş
Henüz duyuru yok

Beşiktaş'ın Havlusu

Çöküş
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
yeni mesajlar

    Beşiktaş'ın Havlusu

    Okuduk, okumamız gerekiyordu çünkü.


    Öğrendik, öğrenmemiz gerekiyordu.
    Bir yerlere geldik, çünkü bir yerden başlamak, tutunmak gerekiyordu.
    Okuldan öğrenebildiğimiz kadarını öğrendik, gerisini de hayattan.
    Hayattan birşeyler öğrenmek içinse, önce bir cümle öğrendik. "Hayatta Beşiktaş"

    ***

    Hepimizin okuma yazma macerası, özenle kaplanan o ilk defterlerin ilk sayfalarına yazılan Beşiktaş yazılarıyla başladı.
    Sonra bir santra yuvarlağı çizip kareli harita - metodlara, ayak hünerlerine umut bağladığımızı isimleri yerleştirdik kağıt üzerine.
    Ayak oyunlarını hiç mi hiç dikkate almadan.
    Bizim ilk okulumuz sokaktı. Önlüğü giydiğimizde kara cahil değildik.
    Örneğin 10'a kadar saymayı mahalle maçlarında öğrendik biz. Birbirine paralel iki taştan ibaret filesiz bir kaleye kola kutusunu daha fazla yollayan olduğumuz vakit öğrendik galibiyeti.
    Birin sıfırdan, ikinin birden büyük olduğunu.
    Üst limitleri zorlarken matematikte, ilk çıtayı 1903'e diktik elbette.
    Bir de Türkçe vardı...
    Cümlenin öğeleri vardı hani.
    Yüklemi sevmek olan tüm cümlelerin öznesinin Beşiktaş olduğunu hepsi pekiyili karneler aldığımızda değil, Beşiktaş'ı sahada gördüğümüzde öğrendik.
    Biz; büyük ünlü uyumunu bulmak için sözcüklerdeki sesli harflere bakmayı bıraktık daha o ilk çağlarda.
    Baba Hakkı, Şeref Bey gibi büyüklerin, Vedat gibi, Sanlı gibi, Metin gibi, Ali gibi ünlülerin Beşiktaş ile olan uyumlarına baktık.
    İşte o Beşiktaş'ı sevdik biz. Sözle de rakamla da.

    ***

    Çocukluk bitti sonra. Şarkıda dediği gibi, biz büyüdük ve kirlendi dünya.
    Bu kirli futbol düzeninin içinde "futbol adamı" diyebileceğimiz ender adamlardan Şenol Güneş, İnönü'den istediğini alarak döndüğü bir gecede dedi ki;
    "Bu sene futbol maalesef para için oynandı."
    Üzerinde rakamlar yazan en büyük uzaktan kumanda olan paranın; iki taş ve bir boş kola kutusundan ibaret oyunumuzun içine nasıl ettiğini tek cümlede anlattı Şenol Hoca.
    İçinde hem Türkçe vardı, hem matematik.
    Ve; para sözü geçtiği için ille de hayat bilgisi.
    Oysa biz, hayatın sıralarda ve tebeşirlerle yazılanlarla öğrendiğimizden çok daha farklı olduğunu daha o zaman anlamıştık.
    Beşiktaş'ın daha az gol atmış olsa bile asla bir maçın bitiş düdüğüyle birlikte yenilmeyeceğini de.
    Hayattan aldığımız derslerin Beşiktaş'ı anlatmakta yetersiz kaldığını gördüğümüz an, Beşiktaş'tan öğrendiklerimizi hayata armağan ettik.
    Biz hayata kendisini her Beşiktaş maçında yeniden yenilemesi için fırsatlar sunduk.
    O ise bize; bir hayat kadınının vücudunu bir çulsuza sunarken takınacağı gönülsüzlükle yaklaştı hep.
    Bu yüzden yürümedi birlikteliğimiz. Yaşadıysak Beşiktaş için yaşadık.
    Ve futbol sahasındaki tüm yaşanmışlıklara Beşiktaş uğruna maruz kaldık.
    Biz Beşiktaş'ı güzel goller attığı için sevmedik örneğin.
    Biz güzel golleri, Beşiktaş attığı için sevdik.
    Biz Beşiktaş maçlarına tribünleri doldurmak için gitmedik.
    Beşiktaş maçı olduğu için doldurduk tribünleri.
    Biz Beşiktaş'ı futbol oynadığı için sevmedik.
    Futbolu, içinde Beşiktaş var diye sevdik.
    Ve bugüne kadarki mücadelemizi hep futbolu Beşiktaş'a benzetmek için verdik.
    Futbol da Beşiktaş gibi şerefli, Beşiktaş gibi ak, Beşiktaş gibi helal olmalıydı.
    Aksi takdirde Beşiktaş, oyunu hiç bilmediği kurallara göre oynayacak ve bunu yaparken de diğerlerine benzememeye çalışacaktı.
    Şampiyonluğun, kupaların Beşiktaş için hiçbir zaman ilk hedef olmamasının en büyük sebebi ve özeti buydu.
    O yüzden takıldı dilimize "şerefli ikincilik"
    Çünkü Beşiktaş ikincilikler şerefli olduğu için ikinci olmuyordu boyuna.
    Beşiktaş ikinci olduğu için ikincilikler "şerefli" sıfatını alıyordu.
    Şerefli olan ikincilik değil, ikincinin kendisiydi aslında.
    Ve akabinde de, Beşiktaş ligi kaçıncı bitirdiyse oydu şerefli olan sıralama.

    ***

    Biz her sene maçları "şeref bu sene menzile ne kadar yaklaşacak" sorusunun merakıyla takip ettik aslında.
    Ve Beşiktaş'ın şampiyon olmasını isterken düşündüğümüz kendi çıkarımız ya da sevincimiz değildi.
    Biz daima şerefin kazanmasından yana olduk.
    Yani biz Beşiktaş'ı kupa kaldırdığı için sevmedik; kupaları, Beşiktaş kaldırdığı için sevdik.
    Biz; tohumunu Beşiktaş'ın ektiği herşeyi sevdik. Acıyı - derdi bile.
    Otobüs camlarının buz tutuşundan bile pay çıkardık kendimize. Buğulansın da Beşiktaş yazabilelim diye.
    O kareli defter sayfaları yerini otobüs camlarına, bina duvarlarına, ulaşılabilir ve yazılabilir herşeye bırakmıştı.
    Çünkü biz Beşiktaş'ı yazabildiğimiz için sevmedik, Beşiktaş yazdığımız için yazabilmeyi sevdik.
    Yazımla birlikte çizim de gelişti tabi.
    A harfini, Ş harfini değişik şekillerde yazmayı öğrendik.
    A.Ş'ler aracılığıyla cepleri doldurmak için değil, çArşı aracılığıyla vicdanı doyurmak için.
    O gün bugün; nerede bir haksızlık varsa karşısında - nerede bir ezilen varsa yanında olduk.
    Hep suçlu olduk, hep kötü çocuk olduk.
    Hayat bize nasıl davranıyorsa Beşiktaş'a da çekiyordu işte aynı muameleyi.
    Ve biz dedik ki, eşitlik olsun. Biz dedik ki adalet olsun. Kurallar herkese aynı işlesin.
    Birilerinin çıkar kapısı olmasın futbol. Tıpkı mahallede oynadığımız günler gibi; kazananın da kaybedenin de payına mutluluk düşsün.
    Hatta elimizde olsa isterdik ki, tıpkı mahalle maçlarındaki gibi tüm iyi oynayanlar bir takıma verilmesin.
    Ödülü huzur olsun şu meretin, kanayan sadece dizlerimiz olsun.
    Ama bizim bütün bu heveslerimizi ceplerine banknot olarak indiren kötüler vardı futbol sahasının uzaktan kumandasının unutulduğu yerlerde.
    Onların istekleri sonucunda şekilleniyordu herşey, haksızlıklar bile kolayca imha edilebiliyordu.
    Hatta haksız olanlar bir de mazlum - hatta kahraman - durumuna getiriliyordu.
    Açık oturumlar derbi kanlı mı geçecek kansız mı diye referanduma çıkmışken;
    Futbolun şerefe aykırılığı, cepleri vurması muhtemel dalgaların gölgesinde kalmışken,
    Benim yol arkadaşlarım hala Almeida kale çizgisinden topu nasıl dışarı atar diye tartışıyordu.
    Ve halen o kaçan golün acı tadı pusu kurmuşken damağımıza,
    Sabah iç çekerek uyandık belki diğer ikisinin çıkacağı şampiyonluk maçına.
    Güne başlarken belki hepimizin aklından geçti bugün orada biz olmalıydık düşüncesi.
    Sonra bir haber geldi.
    12 yaşında çocuk bıçaklanmıştı.
    Demek ki artık kanayan yerlerimiz sadece dizimiz değildi futbol topunun peşinde.
    Vicdanımız, insanlığımız değerlerimiz kanıyordu.
    Böylesi bir ortamda bu akşamki maçı biz oynayamadık, o kupanın tek kulpuna biz yapışamadık diye hayıflanmak da yersizdi.

    ***

    Oysa biz demiştik.
    Endüstriyel futbola karşıyız demiştik.
    Yeşil çimler üzerinde markalar değil armalar kapışsın, tribünde onları müşteri değil, taraftar desteklesin demiştik.
    Adaleti sizler sağlayamazsanız insanlar cezaları kendileri kesmeye kalkar demiştik.
    Lig TV'nin cebi üç kuruş fazla görsün diye bu tırışka derbileri icat etmeyin demiştik.
    Biz size; Beşiktaş taraftarını dahi bu duruma getirdiyseniz bu durumun farklı kitlelerde yaratacağı hasarın daha büyük olacağını söylemiştik.
    Biz size şunun şurasında tek eğlencemiz var, onun da ırzına geçmeyin demiştik.
    İşte sizin icadınız olan futbolun sonuçları...
    Bugün 12 yaşında bir çocuğu bıçaklayan Galatasaraylılar şampiyonluk kutluyor.
    Bugün 12 yaşında bir Fenerbahçeli çocuk şikeye bulaşan takımının gerekli cezayı almayıp şampiyonluk maçına çıkabilmesinin bedelini kanıyla ödüyor.
    Bugün bir Beşiktaşlı çocuk;
    Dün ne olduysa ve yarın ne olacaksa onu yaşamaya devam ediyor.
    Bugün bir Beşiktaşlı çocuk bu curcunanın dışında kaldığı için çocuksu masumiyetini taşımaya devam ediyor.
    Bugün Beşiktaşlı olan bir çocuk, hayatı boyunca asla 12 yaşında bir çocuğun canına kastetmeyeceğine, sokaklarda terör estirip bu çarkın bir dişlisi olmayacağına söz veriyor.

    ***

    Almeida; iyi ki kaçırdın o golleri.
    Carvalhal; iyi ki başımızdaydın tam bir sene.
    Tayfur Havutçu; iyi ki Carvalhal'in boşluğunu doldurdun.
    Quaresma; bizimlesin iyi ki.
    Beşiktaş'ım, iyi ki Şubat ayında bitirdin şu lanet sezonu.
    İyi ki bu akşam taraf olmadık bizler.
    Bu işin zirvesi buysa bu memlekette, sen bu zirveden ne kadar uzaksan o kadar iyidir bizim için.
    Sen diğerlerine ne kadar benzemezsen o kadar büyüksündür.
    İyi ki zamanında havlu attın şu sezona.
    Biz; soluduğumuz futbol havasından yüzümüze bulaşan o karayı, senin şerefinle attığın o havluya silerek arınıyoruz.
    Başkaları avunurken arınmanın tadına varıyoruz.
    Bu yıl şeref dördüncü oldu Beşiktaş. Üzülme sen, şimdi onlar düşünsün.
    Çünkü biz onlara Beşiktaş'ı futbol oynadığı için sevmiyoruz, futbolu içinde Beşiktaş var diye seviyoruz demiştik.
    Beşiktaş'ın Şubat ayında attığı havlu, diğerlerinin şampiyonluk secdesinde alnını yere yasladığı avludan daha temizdir.
    Attığı havluyla bize arınma fırsatı veren büyük Beşiktaş var olsun.
    O havluları her daim Beşiktaş gibi tertemiz ve her sabah banyoda asılı hazır bulunduran Beşiktaşlı annelerin anneler günü kutlu olsun.

    ***

    Sen şimdi 2 ay boyunca çıkmayacak mısın sahaya?
    Senin ayak basmadığın yeşil çim olmaz olsun.
    Şu lanet düzende bir gün olsun şampiyon olamadın diye isyan edersem sana,
    Kanım aksın, attığın havlu yarama tampon olsun.
    Sen benim kafama sık, sekip yere düşen kovanı senden hatıra diye koynunda saklamayan bugün şampiyonluk için el açıp dua edenlerden olsun.

    Özletme Beşiktaş.
    Yıkılma Şeref Bey.
    Eyvallah.

    2012-Doruk Koç
Hazırlanıyor...
X