Olcay'dan hiç vazgeçmeyen Şenol Hoca,
Olcay'sızlık çaresizliğinde bir takım kurmak zorundaydı.
Hem de en çok koşan adama ihtiyaç duyduğumuz Lizbon maçına denk gelmişti, Olcay'ın kart cezası…
Öte yandan bu konsepte Quaresma,
Çizgide oynama şansını yakalamıştı eski takımına karşı,
Hal böyleyken kendiliğinden oluşan bir orta saha şablonuyla karşı karşıya kaldık.
250 davulun oluşturduğu ambiyans,
Tabii ki görsel bir şölene çevirmişti tribünleri ama
Çıkan gürültünün taraftarı ses tembelliğine ittiği atlanamaz bir gerçekti.
Laf aramızda davul çalmasını bilen iki usta el,
Bütün stadı ayağa kaldırmaya yeter de artar bile…
Neyse, gözlemlerimizi ve izlenimlerimizi size aktardıktan sonra gelelim sadede…
İlk 15 dakikada kaleye gitmeye tenezzül etmeyen Beşiktaş,
Topla daha haşır neşir olmayı Lizbon'a bırakmıştı.
Bu yüzden iki ciddi atak yedi Beşiktaş.
Üçüncüsü de gol oldu zaten…
Çok eskilerde, mahallede top oynarken bile,
Topun sahibi kimse, o daha çok oynardı topla…
Ve kiremitten yaptığımız kalelerin bile tek hakimi olurdu.
Anlaşılan Lizbon, topu kendi memleketinden getirmişti ki,
Ya da biz öyle zannediyoruz,
İlk yarının kesin hakimi oldu.
İkinci yarıda Mersin, Trabzon, F.Bahçe maçlarında düşen orta sahayı toplamak için oyuna giren Necip bu sefer yerini Oğuzhan'a bıraktı.
Şenol Hoca belli ki hücum zenginliğini artırmak istiyordu.
Dedik ya, topu sahibi kimse topun nimetlerinden yararlanır.
Üstüne biraz hırs, biraz istek,
Araya hatmi çiçeği,
En üstüne Sosa'nın topuğu,
Ve finale Töre'nin imzası,
1-1…
Hızlandıkça heyecanı artıran,
Pozisyonu bulan Beşiktaş,
Vites küçülttüğünde rakibine top oynayacak alan bırakıyordu.
İkinci yarıdaki futbol, 'Hadi' dendiğinde,
Gol atacağımıza işaret etmişti ama
Geç gelen özgüven,
Ve geç gelen 'Saldırın' emri,
Üç puan için yeterli olmamıştı.
Ve şunun altını çizmeliyim ki,
Beşiktaş'a saldırarak oynamak çok yakışıyor.
Güneş'li günler görmek ümidiyle…

Alen Markaryan / Akşam