Tırnaklarının içinde birikmiş kirleri gördüğünde
Gözlerindeki yaşa engel olamamıştı.
Akan her damlada bir mazi gizliydi.
Şimdilerde kir dolan tırnakları için
3 gün evvel manikür randevusu alırdı kuaföründen.
O düştü aklına da
Tırnaklarına bakaraktan gülesi geldi ağlarken.
"Ey kahbe Felek" dedi içinden…
Bırak tırnağındaki manikürü
Başını sokacak bir çatısı bile kalmamıştı.
Geçenlerde Sultanahmet’te dolaşırken
Bir turistin sırt çantasından çadır araklayıvermişti de
Onun içinde geçiriyordu geceyi.
"Bu bilmem ne yaptığımın yazı gelmeyecek mi!" diye de
Okkalı bir küfür savurdu Maçka Parkı’nın orta yerine.

****************
Bir an tepesinde zebellah gibi duran ağaçlara takıldı gözleri.
Nazım Hikmet ne güzel demişti oysa;
"Bir ağaç gibi tek başına ve hür" diye
Bir ağaç kadar olamıyordu işte…
Bütün ağaçları kıskanıverdi birden
Orman dolusu kardeşlikten ne kalmıştı ki geriye?
Karnı açıkmış mıydı, ağrıyor muydu? Bilemedi.
Beşiktaş’a yürüse
Balıkçısından, börekçisine kimse aç bırakmazdı onu ama
O kimseye avuç açmak istemiyordu.
Dedikodusu bir mahallenin ağzına düşmemeliydi.
Hali vakti, işi gücü yerindeyken
Kıyak yapmadığı tek Allah’ın kulu yoktu Beşiktaş’ta.
Akıllarda öyle kalsın istiyordu.
Birden hıçkırarak ağlamaya başladı
Durduramıyordu kendini
Leş gibi olmuş ellerini yüzüne götürdü
Ağaçlardan
Çaldığı çadırdan utanıyordu
Yarabbim! Ne hallere düşmüştü…
Karısı terk etmiş,
Çocuğu yok sayıyordu onu.
"Beşiktaş’ın peşine düştüğün kadar birazcık bizle ilgilenseydin" lafını her halde hiç unutmayacaktı.
Kaburgasının ortasına hançer gibi saplanan bu cümle
"Elveda" derken
Dünya güzeli karısının dudaklarından düşmüştü.

******************
Uyurken öpmeye doyamazdı kızını
Koklar koklardı da
Aldığı her nefeste içine sığdırmaya çalışırdı gül kırmızısı yanaklarını.
O bile sırt çevirmişti ona
"Anneme yanlış yaptın" diyordu.
Annesine yaptığı yanlış
Beşiktaş’a daha çok zaman ayırmasıydı oysa ya! Neyse…
Onun dediği olsundu.
Ama Beşiktaş’ın peşinde koşarken
Paralarının da suyunu çekmesi
Aşkı da bitirmişti, sevgiyi de.
O da bunu hazmedemiyordu
Türkiye’nin her şehrinde oturacak bir sandalyesi olan bir adamın
Kendi doğduğu yerde yatacak yeri bile olmaması
İbretlik bir ders konusuydu aslında.
Felsefeydi şüphesiz.
Allah kullarına cezayı böyle veriyormuş demek ki!

*************
Ara sıra olurdu bazen
Gaipten sesler duyardı tuhaf tuhaf
"Beşiktaşııııııııııııııııııım sen çok yaşa!"
"Hah! Yine geliyorlar işte!" dedi.
Deliriyor muydu yoksa…
Sanki dalga geçiyordu birileri onunla
Al işte, can da fedaydı
Hayat da…
Yağmurun her damlası çadırın üzerinde tepinirken
Çantasını çaldığı turist düştü aklına
"Ulan!" dedi. "Üryan bıraktık adamı be!"
'Yakıştı mı bu sana' diye yırttı kendini
Kendisinden başka kimse olmayan parkın içinde hüngür hüngür ağlıyordu.
Sonra yağmurun tonluk dokunuşları başladı.
Her bir zerre, bir yerlerini öldürüyordu.
Karanlık koymaya, açlık koymaya başlamıştı…
Sonra uyumayla, bayılma arasındayken
Arka arkaya dizilmiş kamyonların çıkarttığı gürültüyle kendine geldi.
Bir ömür verdikleri İnönü Stadı’nı yıkmışlardı da
Molozlarını toplamaya gelmişti kamyonlar.
"Yine birileri hafriyatta çakacak manşeti" diye bastı küfürü
"Zaten bunlar böyledir" dedi içinden.
Rant kapısı diye birilerini suçlarlar hep.
Ama o kapıdan hep kendileri girerler nedense.
Birden
"Beşiktaş’ı yediniziiiiiiiiiiiiiiiiiiz lan" diye bağırmaya başladı.
Cinnet geçiriyordu sanki.
"Ulan bu stattan tek bir kibrit çöpü alamazsınız" diyerek kamyonlara doğru koşmaya kalktı.
Ama olmadı
Gücü yoktu
Onlarca kişiyi önüne kattığı günler düştü aklına da
Böyle çelimsiz, böyle kepaze haline isyan edesi geldi.
'Kamyonlardaki molozlarla beraber ne anılar gidiyordu kim bilir' diye iç geçirdi.

***********
Kapitalizm anasını bellemişti ortalığın
Ne maneviyat bırakmıştı insanlarda
Ne bir ahde vefa
O stadın her bir santimetre karesinde anısı vardı.
Kapalıdaki su deposundan
Numaralıdaki kıymalı pidecisine kadar kitap yazardı istese
Çocukluğu,
Gençliği
Aşkları
Kavgaları
Hep o statta saklıydı
Bir keresinde şu anda yattığı çadırın olduğu yere kadar kapalı tribün kuyruğu oluşmuştu.
Hem de sabahın beşinda
Hem de sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde
İçi içini yiyordu
Her önünden geçen kamyona küfürler ediyordu
Sonra da kendisine
Aslında öyle çok büyük hatalar da yapmamıştı hayata dair
Ama önüne hep bir engel çıkartmışlardı
Tam voleye yatıp topu beklersin de
Bir anda kaleci çıkar ya çift yumruk piyasaya
İşte hep öyle olmuştu…
Tam yırttı derken
Hayat yeniden başa sarıyordu onun için
Ama bu sefer makara yoktu saracak
Her şey gibi o da bitmişti
Beşiktaş’ın peşinde bedenini ortaya koymasına rağmen
Beşiktaş camiasının kaygan zemininde ayakta kalmayı başaramamıştı.
Gözlerini kalbindeki derin acıyla kapadığında
Karşısına kaldırdığı uçaklar
Deplasmana yolladığı otobüsler
Kapattığı oteller
Parasızlıktan maça giremeyenlere dağıttığı biletler dikiliyordu.
Biri tekmeliyor, biri yumrukluyor, diğeri ateş ediyordu
Sonra sırtında kanatlarıyla
Gül yanaklı kızı geldi aralarına
Tek fiskeyle hepsini yere serdi
Kucaklayıverdi babasını
Onu hep burnundan öperdi
O da öyle yaptı
Son nefesini İnönü Stadı’nı yıktıkları gün
Onun sıcacık dudaklarında vermişti
Ve gökyüzünde kaybolup gittiler.