Brugge 0-0’ı iyi oynayan bir takım. Tam anlamıyla bir teknik direktör takımı: Oyuncuların bireysel yeteneklerinin toplamından daha yetenekli bir takım olarak ilk yarıda Beşiktaş’ı iyi durdurdu.

Beşiktaş ise Sosa’nın yokluğunda kapalı savunmayı aşamadığı gibi Atiba’nın yokluğu nedeniyle de rakibin kompakt oyununa karşı orta sahada uzun süre gereken üstünlüğü kuramadı.

Bu oyun dengesinde Beşiktaş’ın gol atması için ekstra bir şey olması gerekiyordu. Motta’nın golü ekstranın ekstrası tadındaydı. Son aylarda kötü performans sergilediği için haklı olarak çok eleştirilen Brezilyalı sol bek, Brezilyalı sol beklerin en kralı Roberto Carlos’unkileri hatırlatan nefis bir gole imza attı. Maçı beraber izlediğim değerli meslektaşım Mehmet Demirkol da aniden ayağa kalkıp, “Vay be Roberto Carlos!” dedi.

Motta, Brezilya’da zaman zaman bu tip goller atıyormuş. Dün gece de bir anda takımı ateşledi. Ancak tıpkı Brugge deplasmanında olduğu gibi Beşiktaş, 1-0’dan sonra maalesef oynaması gereken oyunu uzun süre oynayamadı. Bunda da Mustafa Pektemek’in beklenen performansının çok altında kalması baş etkendi.

Beşiktaş, Sosa’nın yokluğunda oyunun hızını, oyunun gidişatına göre ayarlayamıyor. Mustafa’nın yerine bir başka santrfor Cenk’in girmesi de sadece kısa süreli bir pansuman etkisi yaratabildi. Asıl yara tedavi olmadı. Beşiktaş’ın dün geceki ender başarılı isimlerinden Opare’nin de sakatlanıp çıkması, kontrataklarda, ters toplarda Beşiktaş’ın müdahale hızını azalttı. Üst üste tehlikeli kontralar yakalayan Brugge, bunlardan birinde maalesef cezayı da kesti.

Beşiktaş genel olarak Avrupa’da dün gece hariç iyi bir sezon geçirdi. Üst üste İngiliz takımlarına karşı sergilenen başarılı futbol ve bunlardan UEFA Kupası’nı en çok kazanan İngiliz takımı olan Liverpool’u elemek bu sezonun altın sayfalarının başında geliyor.

Genelde bakarsak Beşiktaş, okyanusu geçip, ırmakta takıldı. Liverpool’u eleyip, Brugge’a elenmenin açıklaması küçük detaylarda saklı. Ancak biz de her zaman olduğu gibi sadece büyük resme bakılacaktır. Tottenham’ı yenip, Liverpool’u eleyip Brugge’a elenmek can acıtıcı.

Dün gece de Beşiktaş taraftarı, Olimpiyat’ı belli ölçüde İnönü’leştirdi. Ancak Kemal Sunal’ın efsane filmi “Atla gel Şaban”dan hatırlayacağımız gibi nasıl eldeki minibüs atmosferinde sahici minibüs olmuyorsa İnönü yokken de Beşiktaş’ın gerçek anlamda bir evi yok.

Kaleci Tolga’nın kötü performansı ise başlı başına bir yazı konusu. Sezonun geri kalanında Beşiktaş’taki en önemli soru işaretlerinden bir tanesi maalesef kaleci mevkiisi.


Ali Ece
Kaynak:
http://www.aliece.com/2015/03/kalecisiz-gercek-statsiz-buraya-kadar/